Yazmak …

Ağustos 16, 2008

Yazı yazmak herşeyden önce bir sanattır. İlk insandan bu yana yazabilenler ve çizebilenler kendilerini daha rahat ifade edebilmişlerdir. Bu maharetlerden yoksun olanlar da kendilerini ifade etmek için vücut dillerini kullanırlar. Kavgalar ve can yakıcı haller bundan kaynaklanıyor. Yazabilsek ve okuyabilsek mesele kalmaz.

Devam edecek >>>


Uğursuz Bir Gün: SıfırSekiz.SıfırSekiz.SıfırSekiz

Ağustos 10, 2008

Birçok batıl inancımıza, sadece estetik olarak sayıların yan yana gelmesinden oluşan takvim rakamları da eklendi: 08.08.08. Geçen yıl da 07.07.07 çılgınlığını yaşamıştık. Bu uyumluluk gelecek yıl, 09.09.09 tarihinde de yaşanacak. Doğrusu sayı itibariyle mükemmel bir simetri oluşturuyorlar.. Bu cazip tarihte özel günlerini denk getirmek isteyenler hummalı bir yarış içine girdiler.. Türkiye’de de binlerce kişi bugün evlenmek için aylarca önceden rezerveler yaptırmış…

Özellikle Çinliler şu sıfır sekiz olayını çok önemsiyorlarmış. Tamamen rastlantısal mı yoksa bilerek ve kurgulayarak mı bilmem, 2008 olimpiyat oyunları da Çin’e verilmiş ve bu oyunlar da Sıfır Sekiz. Sıfır Sekiz. Sıfır Sekiz günü saat Sıfır Sekiz’de başlatılmış oluyor. 8 rakamının simetrik olarak iki tane yuvarlak karakterden oluşması ve kalemle 8 rakamının üzerinden geçerken neresinden başlarsanız başlayın aynı noktaya gelmeniz büyük bir güç simgesi imiş. Bu nedenle Çinliler 8’li rakamlara sempati duyuyorlarmış. Çinlilerde gerçekten böyle bir inanış var mı yok mu bilmiyorum. Medyaya yansıyanlar bunlar…

Ancak bir uğur getireceği falan yok. Tam aksine bu sayı kimileri için felaket tarihi de olabilir…
Yazının devamını oku »


Bugün İsimsizim

Ağustos 8, 2008

bugün isimsizim istediğin gibi olsun adım
bir gece ağıdı yakarak başlayabilirsin
sonra hasretle dinlettiğin bir rodrigo çal
mehtabın koynundan uçan bir martı de dilersen
gecenin karanlığına aşık bir mecnun istersen
bugün isimsizim istediğin gibi olsun adım

Devam Edecek >>>


Bir Ağva Masalı…

Temmuz 29, 2008

1 Bir

Ağva, iki nehir arasındaki yerleşim yeri anlamına geliyormuş…

Ağva, Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi bir çok uygarlığın geçiş yeri olmuş bir belde. M.Ö. 7.yy. uzanan tarihin kalıntılarına Ağva’ ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkün.. Kalemköy’ de Romalılara ait kilise kalıntıları ve mezar taşları, Hacıllı köyünde, 3.yy. sonu - 4.yy. başlarında bulunan Gürlek Mağarası, Hisar Tepe’ de bulunan kale kalıntısı, Sungurlu mahallesindeki dağ değirmeni önemli buluntulardır.

İzmit’in Çal Tepesi’nden doğup gelen Göksu ve Yeşilçay dereleri arasındaki deltaya kurulan bu şirin beldenin belki de en çekici yanı bu derelerin yemyeşil kıyıları. Oteller ve restoranlar buralara kurulmuş, yörenin tüm aktiviteleri bu kıyılarda gerçekleştiriliyor.

Her bakımdan şirin bir sahil kasabası Ağva…

Tur aracımız Ağva sahillerine yakın bir caddede duruyor. Araçtan inerek akşam belirlenen saatte buluşmak üzere ayrılıyoruz. Beraberimdeki arkadaşları sahile bırakıyorum. Günün birinci kısmında (öğleden önce) olduğumuz halde sahil dolu. Boş bir alan bulup eşyalarımızı kurduğumuz şemsiye altına yerleştirdikten sonra kendimi Karadeniz’in sert dalgalı serin sularına bırakıyorum. İki yıldır deniz görmemiş bir bedenin suyla temasından bir cızırtı çıkmasa da içimin ateşine bir nebze olsun hafifleme geldiğini hissediyorum.

Yazının devamını oku »


“İstanbul’u dinliyorum” İstanbul Ağlıyor, Ben Ağlıyorum…

Temmuz 19, 2008

“İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geciyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.”

Orhan Veli Kanık

Şair, İstanbul’u gözleri kapalı dinlerken İstanbul’u iyi tanıyan birinin portresini çizmektedir. Acaba günümüzün insanı İstanbul’u bu kadar iyi biliyor mu?

Hergün yeni bir mahalle eklenirken İstanbul’a, bu hıza ulaşmak, her kurulan semti ve mahalleyi tanımak elbette ki mümkün olamamaktadır. Bir Başakşehir’i, Bahçeşehir’i, Esenyurt’u, Tokatköy’ü, Hastal’ı; Çekmeköy’ü, Sarıgazi’yi, Dolayoba’yı, Üst-Alt Kaynarca’yı, Gülsuyu, Gülensuyu görme olanağınız olmayabilir. Bu bölgede yaşayanların haricinde, akrabası olmayanların buraları görme şansı hiç yoktur. Buralarda yaşayanların diğer bölgeleri görme şansları da insani ilişkiler haricinde bir zorlama olmadan olanaksızdır.

Yazının devamını oku »


Müştehir Karakaya ile Söyleşi…

Temmuz 13, 2008

Eski bir söyleşi bu. Tahminen 1998 yılında Rayiha adlı dergimde yayınlamıştım. Bir konu taraması sırasında WEB boşluğunda kalan çok nostaljik bir sayfada bu söyleşiyi buldum. Üstadın güzel hatırına ve söyleşideki bazı güncel konuların halen tazeliklerini koruduklarını gördüğümden, o sanal çukurda bu sözlerin erimemesi için tekrar gün yüzüne çıkmasını istedim. Umarım siz de okuyunca beğenirsiniz. Ve o dosta selam niyetine..

* Müştehir Karakaya şiire nasıl başladı ?
- Müştehir Karakaya, kendini bulduğu zaman içinde, zerratında, tüm varlığında şiirin olduğunu, şiirle mayalanmış olduğunu gördü. Zannederim 12-13 yaşlarında iken bunu keşfetti. Ama ruhunda doğuştan gelen bir gösterge sürekli gösteriyordu ve O çocukluğunu yaşayamadı. Aşırı titizliği ve asabiyeti onu arkadaşlarından uzaklaştırdı. O küçüklüğünde de deliydi, gençliğinde de deliydi. Büyüyünce zırdeli oldu.
Şiire gidiyor olmak veya şiirin ona geliyor olması meselesine gelince, o , hiçbir zaman şirin peşinden koşmadı, kovalamadı. Şiir kendi yüzünü ay gibi simasını ona göstersin diye o saçak altlarında, balkon altlarında dolaşmadı. Şiir onu bırakmıyordu, peşinden koşturuyordu, ona boyuna sokuluyordu. Her ne kadar böyleyse de, şiir aslında kıskanç mı kıskanç, nazlı mı nazlı bir sevgilidir. Kolay kolay yüzündeki peçeyi kaldırıp insanlara kalem kaşlarını göstermez. Yani demek istediğim şu; O şiiri bıraksa bile şiir onun yakasını bırakmıyor.
Yazının devamını oku »


Ya Seyahat!.. Ya Van!..

Haziran 23, 2008

*************************************************************

NOT:

Bu yazı yedi günlük bir Van programının kaba detayları. Bu programda kimlerle tanıştım ve neler yaptık? Okuduğunuzda zevk alabilmeniz için yer yer mizahi bir dil kullanmaya çalıştım. Olayları sizinle paylaşmaya çalışırken unuttuğum ve atlattığım bir çok detay ve güzel anılar da olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum. FOTOĞRAF GALERİSİ YAZININ EN ALTINDADİR. Bu galeride kullanılan fotoğraflar 800 rezilasyonla yüklendiğinden bilgisayarınızın hızına ve ram’ına bağlı olarak ağır açılabilir. Resimler üç defa tıklanarak büyütülebilir. Daha sonra mercekle ayrıntılı incelenebilir.. Arzu eden arkadaşların istekleri halinde kendilerine yayınlanmayan diğer yüzlerce resim CD ile iletilebilr.. İyi okumalar ve seyirler dilerim.

*************************************************************

GİRİŞ

Meşhur bir kavildir. Evliya Çelebi rüyasında Peygamber Hz. Muhammed’i görür. Heyecanlandığından “Ya Şefaat!” diyeceğine “Ya Seyahat!” demiş ve o günden sonra da gezgin olmuş ve tarihimizin önemli gezginlerinden biri olmuş. Yazdığı Seyahatname adlı eseri günümüzde, geçmiş medeniyetimizin detaylarına dair en önemli vesika olarak kabul edilir.

Medeniyetler beşiği olan Anadolu topraklarından başka Osmanlı topraklarını boydan boya gezen Çelebi de, benim gibi Van’a uğramış. Neler yazmış neler. İşte O’nun yazdıklarından sadeleştirilmiş bir alıntı…

“Van Kalesi’nde Urartulardan kalan kaya ve oda mezarları, tapınaklar, yazıtlar ve bazı yapılar bulunur. Urartu kralı I. Sarduri’nin kurduğu ve başkent yaptığı Tuşpa, Urartu krallarının mezralarını, uzun yazıtları içinde barındırır.Horhor Yazıtı, kaledeki en uzun yazıttır ve kral Argişti’ye ait mezar odasının girişinde bulunur. Analı kız kutsal alanında büyük bloklara yazılmış yazılar vardır ve burası bir sunak alanıdır. İç Kale’de Urartulara ait bir tapınağın temelleri bulundu. Kalenin batısında Madır Burcu isimli görkemli yapının ne amaçla yapıldığı tam olarak bilinmemektedir, fakat bir liman olduğu tahmin edilmektedir.Kalenin kuzeyinde yer alan Van Kalesi Höyüğü’nde kazılar yapılmıştır. Van Şehri 1. Dünya Savaşı’na kadar kalenin güney kısmında surlarla çevrili bölgede kuruluydu. Bu şehrin kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Surlara ait bazı kalıntılar vardır ve sağlam olan tek kapı güneye bakan Orta Kapı’dır. Mimar Sinan’ın eseri olan Hüsrevpaşa Külliyesi han, hamam,türbe,imaret,çeşme ve medreseden oluşuyor. Bölgede sağlam kalan tek hamam bu külliyenin bir elemanı olan Çifte Hamam’dır. Eski Van’da günümüzde kullanılan tek eser Kaya Çelebi Cami’dir. Eskiden çok görkemli bir mekan olan Van Ulu Camisi ne yazık ki günümüzde yıkılmıştır ve sadece minaresi sağlam kalabilmiştir. Kızıl Cami’ninde aynı şekilde minaresi günümüze ulaşmış ve diğer bölümleri yıkılmıştır. Kentte ayrıca günümüze ulaşan S.Dsirvanor,S.Stephan,S.Vardan,s.Neshan, şehrin en eski kilisesi olan ve Çifte Kilise olarak ta anılan S.Paulos ve S.Petros Kiliseleri bulunur. Ayrıca eskiden İsa’nın çarmıhına ait bir parçanın saklandığı Meryem ana (S.haç,Tiramary) kilisesi ve Madır burcunun üstüne yapılmış Vaftizci Yahya(S.Hovhannes) kiliseleri yıkılmıştır. Hüsrev Paş hanının temelleri Kaya Çelebi ve Hüsrev Paşa Camileri arasında görülebilmektedir. Şehrin batısında bulunana Horhor bahçeleri şehrin surlar içerisindeki bahçeleri durumundaydı ve İskele Kapı’nın hemen önündeydi. Ayrıca bahçelerin yakınında halen kalıntıları olan Horhor Cami ve Medresesi bulunuyor.”

Bakın Van İl Kültür Müdürlüğü sitesinde Van’ın tarihçesi nasıl özetlenmiş: Yazının devamını oku »


Maç Kaç Kaç

Haziran 21, 2008

Gündemimizde futbol var bugünlerde.. Millet futbol maçlarında Türkiye Milli Takımı’nın almış olduğu sonuçlardan adeta uçuyor…

Sevinçten uçanlar uçmakla kalmayıp, magandalık yaparak rastgele sıktıkları kurşunlarla çevrede bir çok insanın ölümüne ve yaralanmalarına da neden oluyorlar…

Milli maçların ben de fanatik bir izleyicisiyim. Maç olduğu günler havam yerindeyse gider kurulurum televizyonun başına saatlerce sahaya kendimi ışınlıyor, o onbir kişilik mücadele eden çocuklarla birlikte oluyorum.
Yazının devamını oku »


Nükte

Haziran 18, 2008

Neyzen Tevfik bir gün camide yüzü koyun boylu boyuna uzanmış. Sesli sesli konuştuğunu gören biri müdahele etmeye kalkmış:

“Kendine gel kendine! Camide böyle yatılıp da öyle ileri geri sözler söylenmez” demiş.

Kendince yakarışını bitiren Neyzen Tevfik, dönüp adama çıkışmış.

“Ben bu kapının köpeğiyim, bu kapıda nasıl havlayacağımı senden mi öğreneceğim” demiş.


İnsanlıkta Kalite ve değer..

Haziran 14, 2008

Memleketlimin nasır tutmuş ellerinde doğar medeniyet güneşi.

İnsanlık o alnında biriken terden sulanıyor
yanıyor yıkılıyor ortadoğu
yakanlar susamış bir hunhar
damlasına ihtiyacı var terimin

Sen nasırlı ellerinle yoğur ekmeğin hamurunu. Mayasını ruhundan kat köylü emmi..

Ben ellerinin kirini yiyim. Varsın hanfendiler beğenmesinler seni..

Sen güneşten kızarmış teninle, kurumuş derinin ve çekik gözlerinin bakışlarıyla ayrılırsın zaten onlardan.

Varsın onlar beğenmesinler seni..

Varsın kendini senden üstün tutsunlar..

Varsın yaptıkları ve dedikleriyle onlar utansın.

Sen masum yüreğinle onlardan kat be kat üstünsün köylü emmi..

Alnın açık. Merdane bir şekilde yaşamaya devam et.. Çirkefe bulanmışlar alnının teriyle karışan toprağa bile değmez. Yüzündeki o toz toprak, onların kendilerini tatmin etmek için ve güzelleşme uğruna kullandıkları boyalardan kat be kat üstündür..

Sen nasırlı ellerinle, kimbilir kaç yama yapılmış giysinle her zaman daha onurlusun… Bırak dünya onların bildiği gibi dönmeye devam etsin. Zira senin avuçlarınla kardığın o torpağa muhtaç kalacaklardır onlar bir gün..


Broş

Haziran 14, 2008

Seni yakamın bir tarafına iliştirdim.
Düşecek kaybolacaksın orda durursan
Yüreğime yapıştırsam ilişir misin
Broşu olur musun en güzel günlerimin.


Amerika Nire, İsrail Nire….

Haziran 8, 2008

Ülkemizde gündem öyle hızlı değişiyor ki, takip etmekten başımız yoruluyor… Çok fazla değil şöyle bir aylık geriye doğru uzandığımızda neler konuştuğumuzu ve nelerin günümüzü meşgul ettiğini görmek istersek… 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkılsın mı çıkılmasın mı tartışmalarından sonra İstanbul Valiliği’nin izin vermemesine rağmen meydana yürümek isteyenlerle polis arasında yaşanan arbede ve ‘orantılı-orantısız güç kullanma’ tartışmaları…

Bu tartışmalar sürerken… Tuzla’da işçiler ölüyordu ve bazı çocuklar annelerini kesiyordu..
Yazının devamını oku »


Tembellik

Mayıs 24, 2008

Kaç gündür bilmiyorum, blogumu her açışta ‘artık buraya yeni bir şey yazayım’ diyorum, ama internet belasına bulaşınca, orayı burayı ziyaret edeyim, şu haberi okuyayım, bu siteyi inceleyeyim derken uyku melekleri gözlerime o tatlı yorgunluğu indiriyor. Bilgisayarımı dizlerimden hafifçe koltuğun üstüne bırakıp kocaman bir kedi gibi kıvrılıp uyumurum.

Yazının devamını oku »


Hayallerimi Yıkan Gizli Uygarlıklar Beşiği Liz

Mayıs 18, 2008

Gözağrım, çocukluk aşkım memleketim.

Seni böyle ayaklar altında kalmış ezilmiş, büzülmüş görmek ne zor…

Devam Edecek >>>

Yıllardır belediyelik olduğun halde sıradan bir köyden bile geri kalan memleketim..


Bu Hesabı Kim Verecek Zamana

Mayıs 15, 2008

bak işte yine sen sarmışsın mısralarımı
klavyemde alev alev yanıyor zaman
zaman acımasız tutmuş ellerimizden

arsız bir çingene gibi
rahat durmuyor ellerin
kesiyorsun zamanı gözümün önünde
lime lime beynim
dirhem dirhem oluyorum
ateşin katmerleşiyor içimde
susuyorum
beni burnumdan sağıyorsun

Yazının devamını oku »


Ne Hikayedir Yazdın Benim İçin Ey Hayat!

Mayıs 7, 2008

Yine ne hikayedir yazdın benim için ey hayat !

Bir çingene kadar çılgınlık mı yapacağım senin kucağında? Güneşin altın başlı, rüzgar kanatlı kuşunu mu göndereceksin rüyalarıma?..

İçime gün doğdu gecenin bu saatinde gece karası saçlarından… Nehirler ötesi akan çağıldayan sesinden.

İçime gün doğdu… Ay da ışıdı tam on dördünden. Yakamozlar göz kırpar sahillerden öte.. Lakin dünyam aydınlanmadı… Yine karanlıkta kaldı benim yoksul gözlerim. Yine soğuk kaldı soğuk terler akıtan ellerim. İçimde yeni yeni kuyular açma ve benimle eğlenme n’olursun?..
Denizlerin ardındaki dağlarda gizli bir nefes çeker beni. Ellerimi tutar ağaç dalları kaldırır bir kurumuş sarı yaprak gibi yerlerden. Rüzgarlarına kapılırım hazanın, savrulurum saçlarındaki kepekler gibi.

Yazının devamını oku »


Sınıflı-Sınıfsız Dünyada Haddini Bilenler ve Bilmeyenler

Nisan 29, 2008

Memleketimin insanlarının nasırlı ellerinde doğar medeniyet güneşi. Sonradan aralarına derin uçurumlar koymuşlarsa da yüzyıllarca padişahlar onlardan beslendi ve onlardan güç alarak saltanatlarını sürdürdüler. Devletler onların sırtında kuruldu ve dünyaya hükümettiler. Ve halen de onların karşısına çıkıp onların reyleri alınarak hükmetme yetkisine sahip oluyor hükümetler.

Yazının devamını oku »


Gözlerin için…

Nisan 26, 2008

Gözlerinden neler öğrendiğimi ben bilirim. Gözlerinden türküler okudum. Buram buram Anadolu tütüyordu. Gözlerinden sevdalar öğrendim, eleminden dağlar, taşlar figan ediyordu. Gözlerinden iklimleri öğrendim. Dört mevsim buram buram hayat tütüyordu.

Çiçek çiçek, dal dal dolaşmayı nevbaharda, gözlerini ararken kelebeklerden öğrendim. Yaz mevsimi tomurcuk meyveler veren dallarda patladı sevdam… Vadilerde kurumuş ve sararmış yapraklar gibi savrulmayı hazanda yaşadım. Gözlerinin verdiği acıları içimde duya duya bu mevsimde hicret ettim, iklimden iklime… Kışın ölmeden beyazlara büründü dünyanın kahır ve kederleriyle aklanan başım. Ve dört mevsim dirildim-öldüm gözlerin için… Gözlerinden ilham alarak şair oldum. Aşık Kerem misali şehir şehir dolanıp durdum. Laleler ve garip aşıklar diyarı. Muş Ovası’nı yurt edindim…
Yazının devamını oku »


Sen Olmadan Gün Doğsa Ne Olur Yitirilmiş İçimin Neşvesi

Nisan 25, 2008


Bozulan Dengeler ve İnsanlık

Nisan 20, 2008

İnsanoğlu yaratıldığı günden bu yana sonunu hazırlamak için çalışıp çabalamaktadır. İlk insandan günümüze değin, çevresine ve hemcinslerine zarar vermekle başlamış işe…

Yeryüzüne fesat salmakla meşgul olmuş sürekli.. Tarih boyunca milyarlarca insanı bir hiç uğruna katledip durmuş. Gelecekte kendisini veya neslini bekleyecek felaketlerden bihaberce katletmiş doğayı. Yakmış, yıkmış, kesip kullanmış, yerlere dev çukurlar açıp betondan demirden devasa gökdelenler yapmış, insan olan hemcinslerini yok etmek için kilotonlarca patlayıcıyı biraraya getirerek nükleer denemelerde bulunmuş, suni depremlere neden olmuş, gazlar üretmiş; dünyanın koruyucu zırhı Ozon’u delmiş, küresel ısınmalara ve gelecekte bekleyecek korkunç bir sona davetiye çıkarmış..
Yazının devamını oku »